İçeriğe geç

Burada, istidradî (antrparantez) bir hatırayı arz edeyim: Büyük âlimlerden ehl-i kalb bir insan, Hazreti Üstad’ın iman hakikatlerini ele alışına, anlatışına, tahlillerine ve onları neşretmedeki üslûbuna çok hayran kalıyor. Nur Risaleleri’nin, yazılması çok zor, pek kıymetli eserler olduğunu ve bunların sadece düşünüp taşınmakla kaleme alınamayacağını söylüyor. Eserlerin çoğaltılmasının ve neşrinin de ancak çok güçlü bir kaynağa dayanmak suretiyle gerçekleşebileceğini ifade ediyor. Nur Müellifi ve iman hizmeti hakkındaki takdirlerini her fırsatta dile getiriyor. Sonra birisi ona, Hazreti Üstad’ın başucundan hiç ayırmadığı “Mecmuatü’l-Ahzâb”ını gösterince, o zat diyor ki: “Şimdi o kaynağın ne olduğunu anladım; demek ki, Bediüzzaman’ın Rabbimizle çok ciddî bir münasebeti var, Cenâb-ı Hak’la irtibatı pek kavî. O, Allah’a teveccühten bir lahza dûr olmadığı ve kat’iyen gevşeklik göstermediği için Mevlâ-yı Müteâl de onu sürekli te’yid ediyor ve ilâhî ihsanlara mazhar kılıyor.”

89