Bu açıdan, okunan evrâd ü ezkârın mânâlarını bilmek, insana engin bir ruh hâleti kazandırır; yakarış heyecanlarını tetikler, konsantrasyonun temin edilmesini sağlar ve dudaklardan dökülen kelimelerin dilden değil gönülden kopup gelmesine zemin hazırlar. Bu itibarla da, keşke herkes okuduğunu anlasa, o büyük insanların hissiyatlarına ortak olsa ve o derin mânâlarla dolup manen doysa.. bu arzulanan bir neticedir. Ne var ki, böyle bir anlama söz konusu olmayınca, yapılanın hiçbir işe yaramadığını düşünmek de kat’iyen doğru değildir. Kur’ân-ı Kerim’in âyetleri ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’in duaları zatında nuranî olan ifadelerdir. el-Kulûbu’d-Dâria’da yer alan sözlerin çoğu, Kur’ân-ı Hakîm’den ve İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehaya vetteslimat) dualarından mülhemdir; âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden alınmış, format değişikliği yapılarak farklı bir şekilde yeniden seslendirilmiştir. Dolayısıyla, biz onların mânâlarını hiç bilmesek de, abdestimizi alır, kıbleye dönerek oturur, saygılı durur, gönlümüzü Cenâb-ı Hakk’a tevcih eder, huzur-u kalble o duaları okur ve Allah Teâlâ’ya karşı bir dilenci edasıyla ellerimizi açarsak umulan sevaba ulaşırız.