Bir Türk atasözünde; “Yarım hekim candan, yarım hoca da dinden eder.” denir. Bu açıdan, nefsin sorgulanması, gemlenmesi, frenlenmesi ve “tezkiye” dediğimiz ameliyeden geçirilmesi için de hâzık bir hekime ihtiyaç vardır. O mânevî tabib, farklı karakterlerin farklı tedavi usûlleri istediğini bilen, muhataplarını bütün husûsiyetleriyle tanıyan ve onları her zaman şefkatle kucaklayan bir sevgi ve müsamaha kahramanı olmalıdır. Zira, Niyazî-i Mısrî’nin hoş ifadeleriyle söyleyecek olursak:
“Mürşid gerektir bildire Hakk’ı sana hakka’l-yakîn
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş
Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır,
Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş…”
494