Meselâ; Hasan Basrî Hazretleri, İstiğfar Üsbûiyyesini Cuma gününden başlatıp her gün bir bölüm okuyor. Bir hafta bitince tekrar başa dönüyor ve yine günlük hizbini sürdürüyor. Devamlı nefsini sorguluyor ve her gün defalarca istiğfar ediyor. Hizbine, Cenâb-ı Hak karşısında âciz, fakir ve muhtaç bir kul tavrıyla istiğfar ederek başlıyor. Sonra salât u selâm okuyor. O hazret, duanın kabulü için gerekli olan evsâfı hâiz bir münacatta bulunuyor; öyle ki, onun her cümlesinde Hasan Basrî ufkunu görüyorsunuz. Nefsini en kötü bir adam gibi hesaba çekiyor; bir taraftan, hatanın en çirkinini yapmış ve günahın en büyüğünü işlemiş, böylece kalbî hayatını tamamen berbat etmiş ve ruh dünyasını bitirmiş bir insan gibi kendisine bakıyor ve çok içli sözlerle istiğfara yapışıyor. Diğer taraftan da, en büyük şefaatçi olan, kendisiyle teyid edilen ve ona dayandırılan her duaya kabul mührü vurduran, ama kendisi payandasız kabule karin bulunan salât u selâma sığınıyor; af beratı almak için Allah Resûlü’nü şefaatçi yapıyor. Öyle ki, istiğfarı salât u selâm, onu da yeni bir istiğfar takip ediyor ve hazret sanki her istiğfarda nefsini bir kere daha tokatlıyor. Çok samimi bir şekilde Cenâb-ı Hakk’a içini döktüğü aynı anda kendisiyle yüzleşiyor, nefsiyle hesaplaşıyor.
Ömür Boyu Gözyaşı Cezası