Doktorların “Hastalık yok hasta var.” mülâhazasını nefis tezkiyesine de tatbik ederek, her insanın başlı başına bir âlem olduğu ve dolayısıyla her ferdin mânevî rahatsızlıklarının tedavisinin de kısmen bile olsa farklı yöntemler gerektirdiği söylenebilir. Meselâ; cismaniyet ve bedenin baskısından kurtulamayan bir nefis için zühd çok önemlidir; ona kesben olmasa da kalben dünyayı ve içindekileri terk etme dersi verilmeli ve sürekli “terk-i dünya” telkininde bulunulmalıdır. Bütün himmet ve gayretini uhrevî hazlara ve füyuzât hislerine bağlayan bir insana her an Hakikî Matlûb, Hakikî Maksûd hatırlatılmalıdır. Yediği içtiği mevzuunda lâubâlî ve dikkatsiz davranan bir nefse, “Bu bir bardak çayı getirdiler ama burası bir vakıf binası; acaba bu çay nereden gelmişti, parasını kim vermişti? Ya bunu içmek benim hakkım değilse; ya bu başka birine ait bir paketten demlenmişse?” gibi sorular tevcih edilmeli ve nefis bu mevzuda sorgulanarak harama açık bir zeminden hemen uzaklaştırılmalıdır. Heva ve hevesine uymak için boş alanlar ve yalnız koylar arayan birinin önüne din-i mübîn-i İslâm’a hizmet etme ve onunla dirilme imkânları koyulmalı ve onun hayırlı insanlar arasında hayırlı faaliyetlerle meşgul olması sağlanmalıdır. Bir başkası, devrilmeden ayakta kalabilmek için iyi bir refike ihtiyaç duyuyorsa, onu da salih bir arkadaşla tanıştırmalı; yalnız kalıp cismanî arzulara dalmasına, o suçuna ceza olarak da bir şeytanın musallat olmasına ve “Kim Rahman’ın hikmetlerle dolu olarak gönderdiği Kur’ân’ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.”9 âyetinin tokadını yemesine fırsat verilmemelidir. Evet, nefse tedavi edici bir tavırla yaklaşmak ve öyle muamelede bulunmak lâzımdır.
Dipnotlar
- 9 Zuhruf sûresi, 43/36.