İçeriğe geç

Nitekim, ebrâra sevap kazandıran öyle meseleler vardır ki, mukarrebîn için onlar günah sayılmaktadır. Bu itibarla da ebrâr kendi mesuliyet anlayışları açısından, mukarrebîn de onlara has muhasebe enginliği zaviyesinden nefis sorgulamasında bulunmalıdırlar. Meselâ, bir insanın gece yarısı kalkıp “Seven sevdiğinin yanına gitti; âşık maşukuyla buluştu; Rabbim, ben de Sana geldim.” diyerek sabaha kadar gözyaşları içinde namaz kılması takdire değer bir ameldir. Fakat bu amel mukarrebînden bir kula aitse, o bu amelinin muhasebesini kendine göre yapacak ve belki de şöyle diyecektir: “Gece boyunca mânevî füyuzatla dolup taştım; gözyaşlarımla yanaklarımı yıkadım. Fakat, acaba amelimdeki gaye ve hedef bu mânevî füyuzâtı yakalamak mıydı? Yoksa, o tatlı dakikalarla alacağım her şeyi alıp ahiret azığımı tükettim mi?” İşte, bu da bir muhasebe ve nefsi sorgulamadır; ama has dâirede ve bazı insanlara mahsus bir mülâhazadır. Henüz gece namazını hayatının çok önemli bir parçası hâline getiremeyenler için böyle bir muhasebe teklifi, ifrattır ve onların omuzuna altından kalkamayacakları bir ağırlığı yüklemektir. Belki ikincilerin muhasebesi, gece namazına temâdî üzerinde dönecek; onlar yaz-kış, uzun geceler-kısa geceler ayırımı yapmadan teheccüt namazına devam etme hakkında nefislerini sorgulayacak; bu konudaki tembellik ve tenperverliklerini asla affetmeyip İbrahim Hakkı Hazretleri’nin “Kalk ey gafil, uyuma” diye kendilerine seslendiğini duyar gibi olacaklardır. Ben, ne zaman onun şiirini okusam, sanki o heybetli sesini duyuyor gibi olur ve âdeta “Uyuma!.” diye inlediğini işitirim:

“Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde
Kevkeplerin et seyrini, seyrân gecelerde
Bak hey’et-i âlemde, bu hikmetleri seyret,
Bul Sâni’ini, ol âna mihman gecelerde
Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Ko gafleti dildârdan utan gecelerde
485