İçeriğe geç

Evet, mü’minin her söylediği doğru olmalı; eğer sözü zarar getirecekse, sükût etmeli ama asla yalana girmemeli. İşin doğrusu budur ama o talebe maslahat ve zaruret için bazı âlimlerin verdiği “muvakkat” fetvayı yanlış yerde kullanıyor ve hocasına– “Efendim, maşaallah, sizin tarla bire yüz vermiş; diğer tarlalarda ise hiçbir şey bitmemiş.” diyor. Efendi, bu haberi duyar duymaz kalkıyor, hemen başını yere koyuyor ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor. “Yâ Rab, diyor, ben sadece Seni istiyordum. Ahiret meyvelerini burada yiyip bitirmeyi arzu etmiyordum. Ne yaptım ve ne günah işledim ki, sadece benim tarlamda ürün halk ederek sa’yimin semeresini dünyada veriyorsun?” Sonra da Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) gibi sahabe efendilerimizin dünya nimetleri karşısında okuyup ağladıkları “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz.”6 mealindeki âyeti okuyup iç çekiyor. Üstadının çok ızdırap duyduğunu görünce, talebe hemen dize geliyor, “Efendi Hazretleri, ben sizi üzmemek için hilaf-ı vâki beyanda bulundum. Hiçbir şey bitirmeyen tarla sizinki, başak salan da benimki idi.” diyor. Hak dostu anında ellerini açıyor ve “Elhamdülillâh Yâ Rabbi!” diye hamdediyor.

360