Bir meseleyi tenkit eden insan perdeyi yırtacak şekilde konuşmamalı, muhataplarının kuvve-i maneviyelerini kırmamalıdır. Bildiğiniz gibi, İhlâs Risalesi’nde serdedilen düsturlardan birisi de, “Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemek.” esasıdır. Evet, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi, insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki bunlar, birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter. Bir fabrikanın çarkları da birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne geçip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Aksine, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüt, tam bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Zaten, birbirine karşı zerre kadar bir sataşma ve bir zorbalık varsa, o fabrika karışır ve ürün veremez hâle gelir. Fabrika sahibi de kuruluş gayesine hizmet etmeyen o fabrikayı bütün bütün yıkıp dağıtır.1
Bu güzel misallerle tenkit kapısını kapatmaya ve talebelerini birbirlerinin faziletlerine naşir olmaya çağıran Üstad Hazretleri bir başka yerde de şöyle der: “Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanların hücumuna mâruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz’î kusuratı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına yardım ediyorlar.”2
Dipnotlar
- 1 Bediüzzaman, Lem’alar s.201 (Yirmi Birinci Lem’a, İkinci Düstur).
- 2 Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası s.212.