Evet ben, bu müesseselerin bir şahsa ait olmadığını, milletin malı olduğunu, ‘değirmenin suyu’nun da Anadolu’nun tertemiz bağrından geldiğini bir kere daha anlatsam da fedakârlığın mânâsını ve almadan vermesini bilmeyenler yine de insanlığa hizmet için fedakârlık yapma duygusunu idrak edemeyecek, mânâsız bir kıskançlık, haset ve kinle onu kurutmaya çalışacak ve bundan sonra da tekrar tekrar araştırma önergeleri verecekler.
Mü’mince Tenkit
İşte inanan insanlar, tenkit hususunda da ehl-i dünya gibi davranmamalı. Mü’min hep kendi karakterinin gereğini sergilemeli. Onun tenkitleri bile müspet olmalı ve elden geldiğince insanların sa’ye şevklerini artırmalı, onları şahlandırmalı. O, yanında çalışanları yol arkadaşı olarak görmeli; onların gayretlerini de arkasına aldığı zaman iki kat semereli olacağına inanmalı. Bir insanı bir yerden alıp başka bir yere koyarken bile mülâhazalarını terfi esasına bağlamalı. Meseleyi sunarken bir terfî esprisi içerisinde sunmalı. Yani, “Sen bu konudaki uzmanlığın, onca tecrüben, şu kadar mümaresenle şu çarkların daha iyi işlemesine vesile olacaksın.” düşüncesiyle onu hem terfi ettirmeli, hem de terfîh etmeli; ona daha mutlu bir hayat ortamı hazırlamalı.