Meselâ, Şâtıbî’nin bildirdiğine göre, Mansuriye fırkasının reisi Ebû Mansûr kendisine “Kisf” ismi vermiş, kendisinin Mehdi olduğunu ve Kur’ân-ı Kerim’deki وَإِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَۤاءِ سَاقِطًا17 âyetinin kendisine işaret ettiğini, âyetteki كِسْفًا ’in kendisi olduğunu iddia ederek hemen etrafında bir sürü insan toplamıştır. Güya o “semadan inen bir parça”dır. Âyetin asıl mânâsına gözünü yumarak sadece semadan inmesi hususiyetini düşünerek, insanların başına inen bir taş gibi olması mülâhazasıyla “Ben Kisf’im” demiştir. Yine Şâtıbî’nin anlattığına göre; kendisini Mehdi diye isimlendiren Rafizî Ubeydullah’ın iki tane müsteşarı varmış; birinin adı Nasrullah, diğerininki de Fetih imiş. Sözde Mehdi onlara “Siz Allah’ın kitabında إِذَا جَۤاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ…18 diye anılan insanlarsınız. Âyet bize bakıyor. İslâm’a fevç fevç dehalet de bizim elimizle olacak.” diyerek güya mehdiliğine deliller gösterirmiş. Şâtıbî gibi ciddi bir insanın anlattığı bu iki misal bile isimlerin ve vasıfların bazen nasıl suistimal edildiğini, nasıl bir fitne unsuru olduğunu ve bir coğrafyayı nasıl kan seylaplarına mahkûm ettiğini göstermesi bakımından yeterlidir.
Dipnotlar
- 17 Tûr sûresi, 52/44.
- 18 Nasr sûresi, 110/1.