Az önce de ifade ettiğim gibi, “Din-i mübin-i İslâm’ın yeniden dünyanın değişik yerlerinde kendisini ifade etmesi için ihtiyaç varsa Hazreti Mesih, öteki âlemin ta öbür ucunda bile olsa böyle önemli bir fonksiyon için döner gelir!” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Fakat genel yorumu itibarıyla nüzûl-ü İsa’yı şahs-ı mânevî olarak yorumluyor. Mesihiyetin, bir cemaat ya da bir zümre tarafından temsil edileceği şeklinde bir yorum getiriyor. Ne var ki, bu konuda bir isim belirleme, onu bir insanda tecessüm etmiş şekilde görme, “falan şahıs odur” deme… işaret edilen şahıs Fatih’de olsa, İmam-ı Rabbânî de olsa, bu bir küfürdür. Hakiki mü’minlerin karşısında tir tir titreyeceği ve uzak duracağı şeytanî bir iddiadır.
Maalesef, soruda da ifade ettiğiniz gibi, bazı dönemlerde suistimal edilen bu mesele, din düşmanlarının samimi mü’minleri karalamak için kullandıkları bir sermaye hâline gelmiştir. Bir kısım cahiller hüsnüzan ettikleri kimseler hakkında “Mehdi” tabirini kullanabilirler. Daha insaflı bazıları, “Belli bir zaman içinde bir mânâda Mehdi’nin bir vazifesini ifâ ediyor.” diyebilirler. İmam Gazzâlî, İmam-ı Rabbânî ve hatta Bediüzzaman hakkında böyle diyenler çıkabilir. Her şeyden önce bu umumun kanaati değildir. Hele ondan sonrakiler hakkında öyle diyen de zaten yoktur. Öyle bir iddiada bulunan bir safderûn varsa şâyet, onu kendi safderûnluğuna mahkûm etmek lazım. Aklı başında bir mü’min ne öyle bir dalâlete talip olur, ne de –hâşâ ve kellâ– Mesih iddiası gibi bir küfrün arkasına düşer.