Cevap: Enbiyâ-ı izâm Cenâb-ı Hakk’ın Zâtî tecellîlerini temsil ederler. Hemen her insan üzerinde de, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden biri daha hâkimdir. Dolayısıyla aynı ismin tecellîsine mazhar olan insanlar, bazen birbiriyle karıştırılabilir. Diyelim ki, Hazreti Mesih bir reşhadır. Bir başkası ise, vilâyet-i kübrâya mazhar olduğundan, seyr-i ruhânîsinde onunla aynı yörüngeyi paylaşır ve seyrini o zatın izinde, onun ekseninde sürdürebilir. Dolayısıyla o zata bakılınca, bazen “asl”a iltibas da söz konusu olabilir. Yani bazen gölge ile asıl karıştırılır. Meselâ; Hızır’ın geçip gittiği yolda bir an yürüyenler bazen Hızır’ın kendisiymiş gibi zannedilebilir. –Bir kısım hüsnüzan kurbanları ve haddini bilmez benciller müstesna– bazı kimselerin mesihiyet ve mehdiyet iddiaları da işte böyle bir iltibastan kaynaklanmıştır/kaynaklanmaktadır.
Mesih ve Mehdi inancı tarih boyu suistimallere maruz kaldığı gibi günümüzde de hâlâ suistimal ediliyor olabilir ve bundan sonra da peygamberlik iddiasındaki yalancılar, mütenebbîler, Mehdi taslakları ve müteşeyyihler çıkabilir.
Eğer bir insan Kisf gibi, Sudan Mehdisi ya da Somali Mehdisi gibi kendisinin Mehdi olduğuna inanıyor, Mesih olduğunu iddia ediyorsa, bu büyük bir iddia ve bir mübalağa olur. O zaman da meseleyi akîde açısından ele alıp analiz etmek gerekir. Ne demek istiyor o iddiasıyla? Mesih’in ona duhûl ettiğini söylemek istiyorsa, bir kısım kimselerin Hazreti Mesih’de mütecessid bir ulûhiyet gördüğü gibi, o da kendisini öyle görüyorsa, bu Müslümanlığa göre küfürdür; onu ifade etmek için dalâlet kelimesi hafif gelir; evet, öyle bir iddia açıktan açığa küfürdür.