Çok nadir insanların, Bediüzzaman gibi kimselerin varlığı, başka insanların varlığını toparlayıcı olur. Sebepleri, izzet-i azametine perde yapan Cenâb-ı Allah, Bediüzzaman gibi insanlara da bir misyon yüklemiştir. Onların fikdanında (yokluğunda) iftirak ve tereddütler olabilir. Dolayısıyla, onun gibi bir insanın ahireti istemesi kendi nefsi adınadır. Burada kalması ise, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraçtan nüzulü, tekrar aramıza dönmesi gibi dini adına olur. Bundan dolayı hayatına, sağlığına dikkat eder; yaşamak için değil başkalarını yaşatmak için dikkat eder. Oksijen insandır o. Yoksa, Allah’a, Peygamber’e, haşr u neşre inanmış insan için ölüm rahmettir. İşte, bizim büyük zevatın ölümle alâkalı endişe ifade ediyor gibi görünen sözlerini vazife ve misyonlarıyla irtibatlandırarak böyle yorumlamamız icap eder.
Dosttan, ahbaptan ayrılma yer yer bir hicran şeklinde kendisini hissettirebilir. Zayıf bir rivayette, son günlerinde Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashab-ı kiram efendilerimize bakarak duygulandığı anlatılıyor. Dostlardan böylesi bir ayrılık askere gitme gibidir. Hani anne babalar evlatlarını askere gönderirken ağlarlar ya, işte bu da askere gitme gibi muvakkat (geçici) bir ayrılmadır. Sonradan dirilmeye inananlar, böyle inanır; hayatı bir askerlik, vefatı da bir terhis kabul ederler. Ayrılırken ağlayabilirler; fakat bu ağlama arz ettiğimiz mânâda olur.
Hastalık, Hastahane Mülâhazaları ve Ötelere Hazır Yaşama