Acz, fakr, ihtiyaç, şevk, şükür mesleğinin gereği budur. İnsanın, sürekli kendisinin bir sıfır olduğu mülâhazasıyla yaşaması… Onun için Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: اَللّٰهُمَّأَحْسِنْ عاَقِبَتَنَا فِي الْأُمُورِكُلِّهَا وَأَجِرْنَا مِنْخِزْيِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ الْأٰخِرَةِ“Allahım, yapıp edegeldiğimiz bütün işlerimizin neticesini hayırlı ve güzel eyle. Bizleri dünyada rezil rüsvay olmaktan ve ahiret azabından koru.”1أَحْسِنْ عاَقِبَتَنَا“Sonumuzu hayır eyle, akıbetimizi ihsan televvünlü eyle.” diyor. Yani, en büyük lütufta o zaman bulun bize, gözümüzü aç… Bizleri Sana kulluk yapıyor olma zirvesine ulaştır. Varlığını benliğimize bütün enginliği ile duyur. Ve başka şeylere ihtiyaç bırakmayacak şekilde Kendinle bizi doyur. Âmin!…
Keşke Toprak Olsaydım!…
Bediüzzaman Hazretleri ikindi vakti için “O vakit hem güz mevsimi hazînânesini ve ihtiyarlık hâleti mahzunânesini ve âhir zaman mevsimi elîmânesini andırır ve hatırlattırır hem o koca güneşin ufûle meyletmesi işaretiyle insan bir misafir memur ve her şey geçici, bîkarar olduğunu ilan etmek zamanıdır.”2 der. İşte, sonbaharı, ihtiyarlığı, ölümü ve topyekün kâinatın ölümü olan kıyameti hatırlatan bu vakitte biz namazdan sonra Nebe sûresini okuruz.
Bu sûre, adını ikinci âyetinde geçen ve “Mühim Haber” mânâsına gelen “En-Nebeu’l-Azîm”den almıştır. Âyette meâlen, “Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar? Hakkında ihtilafa düştükleri o ‘mühim haberi’ mi?”3 denmektedir. Bu haberden maksat, ölümden sonra diriliş ve ahiret hayatıdır. İnsanların merak ettiği, sorup durduğu başları döndürecek, insanın aklını başından alacak hâdise öyle müthiştir ki, iman kalbine oturmamış kimseler bu hâdise neticesinde Cehennem azabının dehşetini görüp tadınca şaşıracak, dengesini yitirecek ve bu azap şoku karşısında toprak olmak isteyecektir.
Dipnotlar
- 1 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/181; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 2/33.
- 2 Bediüzzaman, Sözler s.46 (Dokuzuncu Söz).
- 3 Nebe sûresi, 78/12.