İçeriğe geç

Soruda, ibadetleri Cennet arzusu, Cehennem korkusu yanında bir de mehâbet duygusuyla eda etmeden bahsediliyor. Hemen ifade edelim ki, Cennet arzusu veya Cehennem korkusu yanında, Cenâb-ı Hakk’ın mehâbetinden, azamet ve ululuğundan sakınarak ibadetlerini yerine getirmek bir dereceye kadar kabul edilecek bir husustur. Rabbimiz’den diler ve dileniriz, O, hepimizin kalbine nâmütenâhî bir büyük karşısında duyulabilecek/duyulması gereken böyle bir heybet ve mehâfeti duyursun ve o duygularla gönlümüzü doldursun! Hâsılı diyebiliriz ki, Allah’ın büyüklük ve azameti karşısında iki büklüm olma duygusunun Cennet’i isteme ve Cehennem’den sakınmaya göre bir yönüyle bir rüchaniyeti vardır.

O Kimseyi Yüzüstü Yerde Bırakmaz

Soruda dile getirilen son husus ise, abd-Mâbud şuuruyla ibadetleri eda etme meselesiydi. Bu noktada muhakkikînin ifade ettiği bir hususu müsaadenizle bir kez daha ifade edeceğim: Allah, Allah olduğu için Mâbud’dur. Evet, Allah, Mâbud-u Mutlak, Maksud-u bi’l-İstihkak ve Mahbub-u Hak olduğu için biz O’na ibadet ediyoruz. Aslında burada keynûnet ifade eden “oldu” kelimesini dîk-ı elfâzdan dolayı kullanma mecburiyetinde kaldık. Bu hakikatin belki şu şekilde ifade edilmesi daha doğru olacaktır: Allah, Allah’tır ve bundan dolayı bizim O’na kullukta bulunmamız O’nun hakkı, bizim de vazife ve borcumuzdur.

23