İçeriğe geç

Çağımızda, İmam Nevevî ile aynı çizgiyi paylaşan zata geldiğimizde de benzer mülâhazalara rastlarız. Kendisine “İzdivacı düşünmedin mi?” diye sorduklarında, böyle bir sünneti terk ettiğinden dolayı duyduğu üzüntüyü ifade etmekle birlikte, hususî bir mahfilde, âlem-i İslâm’ın derdini düşünmenin, kendisini o meseleyi düşünmeden alıkoyduğunu söyler.22 Hazreti Pîr-i Mugân’ın bu sözlerini değerlendirirken onu kendi karakteri içinde ele almak gerekir. Çünkü o, bulunduğu şartlar içinde alevi göklere yükselen bir yangın görmüş ve bu yangın karşısında şunları ifade etmiştir: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?”23 Onun bu ifadelerine baktığımızda insanlığın ızdırabı karşısında ellerini kasıklarına koyup sürekli düşünen ve sancı çeken bir karakterle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla ufku bu seviyeye ulaşmamış insanların, onun bu hâlini anlayabilmesi oldukça zordur. Ancak bir kez daha ifade edelim ki, onların bu mülâhazaları objektif değil, sübjektiftir. Zaten kendileri de bu mülâhaza ve içtihatlarını tâmim etmemiş, objektif bir kural gibi başkalarına sunmamış ve bunu bir mezak ve meşrep hâline getirerek çevresinde oluşan halkalara telkin etmemişlerdir. Bu sebeple “objektif mükellefiyet onların yaptığı gibidir” demesek de, bu büyük insanların hakkı da yenmemelidir. Çünkü aynı zamanda bu tür düşünceler çok âli ve yüce mülâhazalardır. Kendisi için yaşamayıp yaşatma duygusuna kilitlenmenin bir sonucudur. Dolayısıyla onların bu hâl ve tercihini rahbâniyete24 benzer bir tebettül şeklinde düşünmemelidir.

32