İçeriğe geç

Mevzu ile alâkalı gördüğüm önemli bir hususa dikkatlerinizi çekerek konuyu noktalamak istiyorum: Mutlak tebettül diyebileceğimiz, her şeyden kat-ı alâka etme ve çevresindeki her şeyi elinin tersiyle itme meselesi, seyr u sülûk-i ruhânîde muvakkaten yaşansa bile, hayatın tabiî seyri içinde mütemâdi hâle getirilmemelidir. Böyle yaparsanız, hiç farkına varmaksızın değişik suistimalâta kapı açmış olursunuz. Çünkü insan hayatında meşru daire içinde bir kapı aralığının bulunması gerekir. Elbette ki meşru dairedeki bu zevk ve lezzetler keyfe kâfidir. Fakat siz o yolu kapatır, o kapıyı aralamaz, meşru dairedeki o zevk ve lezzetlerden insanların istifade etmesini temin etmezseniz onların gayr-i meşru daireye girme ihtimalini artırmış olursunuz.

Evet, insanların meşru daire içinde kalarak Allah’ın emirleri çerçevesinde bir hayat yaşamalarını istiyorsak ne yeme-içmede, ne ailevî hayatta, ne de çoluk çocuk sahibi olma gibi mevzularda meşru dairedeki kapıları kapamamalıyız. Çünkü tabiat içinde yaratılan, tabiat ananın beşiği ile sallanan, tabiat annenin memelerinden süt emen bir insanın tabiata aykırı bir yol takip etmesi mümkün değildir. Aksi takdirde kendi tabiatını bozmuş ve tabiatında deformasyona uğramış olur. Zaten tebettülü ruhbâniyetten ayıran en önemli fark da budur. Tebettülde bir taraftan yaşatma arzusuyla hayatın göbeğine otağını kurup oturma varken diğer yandan da kalbî, ruhî, hissî ve zevkî hayat itibarıyla nâmütenâhîye açılmak ve her zaman Allah’la münasebet içinde bulunmak söz konusudur. Bundan dolayıdır ki bu yol daha selâmetli, daha emniyetli ve daha güvenlidir.

33