Bu temel disipline dikkat çektikten sonra isterseniz hadis-i şerifin metnine dönelim. Hadiste, عِفُّوا عَنْ نِسَاءِ النَّاسِ şeklindeki beyan, evvelen ve bizzat sanki erkeklere hitap ediyor gibidir. Yani bu hitabıyla Resûl-i Ekrem Efendimiz; “Ey erkekler! Baştasiz başkalarının hanımlarına karşı iffet ve ismetinizi koruyun ki, sizinhanımlarınız da başka erkeklere karşı iffetlerini korumuş olsunlar.” uyarısında bulunmaktadır. Zira eğer bir insan olumsuz bir şey yapar ve bütün ikaz ve uyarılara rağmen onda ısrar edip durursa, Allah (celle celâluhu) er ya da geç aynı melânetin işlendiğini o şahsa gösterir. Bu hâl, bazen kendisi, bazen eşi, bazen de daha başka bir yakınıyla ortaya çıkar. Çünkü cezalandırma suç türünden olur. اَلْجَزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ fehvasınca suç ve ceza arasında bir uygunluk, mutabakat ve tür birliği vardır. İşte, hafizanallah, insan irtikâp ettiği günahın karşılığını böyle bir mahcubiyet ve hacaletle görebilir. Kerim olarak yaratılan, ahsen-i takvîm sırrına mazhar insanoğlu için bu çok ağır bir hâdisedir. Rabbim, hiç kimseyi böyle bir iffet hacaletiyle mahcup etmesin!
Evet, insan eşref-i mahlûkattır. Dolayısıyla onun, iffet ve ismet sahibi olma noktasında akıl, mantık ve fetanetini kullanması çok önemlidir. Çünkü salim bir akla müracaat ettiğinde insan, meseleyi, mebde ve müntehasıyla ele alır, sebep ve sonucuyla birlikte düşünür, yaptığı amellere terettüp eden neticeleri daha baştan görür ve böylece iradesinin hakkını vererek kendisini mahcup duruma düşürecek tavır ve davranışlardan uzak durur.