İçeriğe geç

Öncelikle, hadis-i şerifin mazmununda diğer nasslarda da gördüğümüz temel bir disipline dikkat çekmek istiyorum: İnsanlar yaptıkları amellerin karşılığını umumiyet itibarıyla kendi cinsinden görürler. Yani siz, başkalarına hüsnüzanda bulunursanız, onlar da sizin hakkınızda hüsnüzan ederler. Siz insanları muhabbet ve sevgiyle kucaklarsanız, onlar da muhabbet ve sevgiyle size gönüllerini açarlar. Siz insanlara iyilik ve ihsanda bulunursanız, onlar da iyilik ve ihsanla size karşılık verirler. Çünkü sizin iyiliğiniz onlardaki iyilik duygusunu tetiklemeye bir vesiledir. Bu hakikati, Kur’ân-ı Kerim’in: وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّامَا سَعٰى۝وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰى۝ ثُمَّيُجْزَاهُ الْجَزَۤاءَ الْأَوْفٰى“İnsan için ancak çalıştığının semeresi vardır. Çalışmasınınsemeresi şüphesiz görülecektir. Sonra da ona karşılığı eksiksiz verilecektir.”3 ferman-ı sübhanîsiyle telif etmek de mümkündür. Evet, insan yaptığı olumsuzlukların bir kısmının karşılığını burada görecektir. Dünyada affedilmeyen, mahkeme-i kübrâya bırakılan kötülüklerin karşılığını ise ötede bulacaktır. İstidradî olarak ifade edeyim ki, rahmet-i ilâhiyenin enginlik ve sonsuzluğunu düşündüğümüzde öyle ümit ediyoruz ki, Allah (celle celâluhu) yapılan kötülükleri ahirette rahmetiyle daraltıp, sıkıştırıp “Senin hakkın bu kadar!” deyip geri döndürecektir. İyiliklere gelince, Cenâb-ı Hak, onları da, toprağa atılmış bir tohumun bin başak vermesi gibi, engin lütfu ve sonsuz rahmetiyle katlayarak ahirette insana bahşedecektir. Vâkıa Kur’ân-ı Kerim’de geçen: فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ۝وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ“Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görecek, kim dezerre kadar şer yaparsa onu görecektir.”4 âyet-i kerimesi adalet-i mutlakayı ifade etme adına bir hakikattir. Ancak meseleyi, rahmet-i ilâhiyeye ve Allah’ın ahirete bakan isimleriyle mülâhazaya aldığımız zaman, denilebilir ki, zerre miktar işlenen günahlar muhakkak cezalandırılacak şeklinde düşünmek de doğru değildir.

147