İçeriğe geç

Bazıları gerileyişimizi Tanzimat dönemiyle başlatır. Hâlbuki Tanzimat, nakavt duruma düşüşümüzü artık kendimizin de hissettiği dönemin adıdır. Yoksa fikrî durgunluk ve donukluk çok daha gerilere götürülebilir. Meseleye Üstad Hazretleri’nin yaklaşımı içinde bakılacak olursa, İstanbul’un fethiyle beraber bir taraftan fethin kapıları bize açılırken, diğer taraftan da sanki düşünce ve ilim hayatımıza açılan kapılar kapanmış gibidir.1 Hatta Hazreti Pîr, meseleyi biraz daha gerilere götürür ve ilim ve düşünce hayatımızda kapıların üzerimize kapanmaya başladığı tarihi, hicrî beşinci asra bağlar.2 Evet, umumî bir perspektiften meseleye bakıldığında sanki biz, beşinci asra kadar ister fizik, kimya, biyoloji, tıp gibi pozitif ilimler alanında; isterse tefsir, hadis, fıkıh, usûl-i fıkıh gibi şer’î ilimler sahasında bir yönüyle bütün vâridâtımızı ortaya koymuşuz. Tabir caizse ne kadar yumurta ortaya koyma güç ve imkânımız varsa hepsini folluklara boşaltmış gibiyiz. O dönemden sonra ise, eskilerin yazdıkları âsâr-ı bergüzîdeyi değerlendirmek suretiyle onlara hâşiye ve şerh koymakla iktifa etmişiz. Tabiî sadece bununla yetinince de derin düşünce, derin tedebbür ve derin tezekkürün önünü kesmişiz. Artık blokajı bize ait olan, bizim ülkemizde kurulmuş araştırma merkezleri ve laboratuvarlar olmamış ve dolayısıyla da ciddî tetkik ve araştırmalar ortaya konmamıştır.

171