İşte sahabe efendilerimiz, âyetler karşısında bu ölçüde bir hassasiyet göstermişlerdir. Onlar, meselenin ağırlığından dolayı hiçbir zaman ilâhî emirleri istikrahla karşılamamış, yılgınlık göstermemiş ve bıkkınlığa girmemişlerdir. İşin ağırlığı canlarını gırtlaklarına getirdiği noktada da hâllerini Efendiler Efendisi’ne arz etmişlerdir. Biz, misal olması bakımından birkaç âyetle iktifa etmiş olsak da, aslında birçok âyet karşısında sahabe-i kiram efendilerimizin durumları bundan farklı değildi. Onlar, Kur’ân’ın her bir âyet-i kerimesini kendilerine inmiş gibi değerlendiriyorlardı. Önlerindeki Muktedâ-i Küll Rehber-i Ekmel’in enginlik ve derinliği içinde meselelere yaklaşıyor ve O Eşsiz Rehber nasıl hareket edip nasıl davranıyorsa onlar da öyle olmaya çalışıyorlardı. Çünkü bir insanı delicesine seven biri, urbasıyla, kılık ve kıyafetiyle dahi sevdiği o insana benzeme gayreti içinde olur. Hatta elinden gelse, mümkünse estetik ameliyat yaptırarak şeklen dahi ona benzemeye çalışır. İşte sahabe-i kiram efendilerimiz de, ibadet ü taat tavrıyla Habib-i Kibriya Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) benzemek için ölesiye bir gayret sarf ediyorlardı. Ama bazen bu durum onlara çok ağır geliyordu. İşte böyle bir durum neticesinde bir gün onlar Resûl-i Ekrem Efendimiz’e gelerek kendilerine az soluk aldıracak bir kıssa talebinde bulunmuşlardı. Onların bu istekleri murad-ı ilâhiye muvafık düştüğünden Cenâb-ı Hak da sûre-i Yûsuf’u indirmişti.8
En Güzel Kıssa ve Hüsnüâkıbet
Dipnotlar
- 8 Ebû Ya’lâ, el-Müsned 2/87; el-Bezzâr, el-Müsned 3/352.