İçeriğe geç

Diğer taraftan, sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi, sahabe-i kiram efendilerimiz, kendilerini diğer toplumlardan ayıran bir hususiyet olarak, her zaman, Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu emirleri “Acaba en âlâ şekilde nasıl yerine getirebiliriz?” diye çok ciddi tehalük gösterirlerdi. Meselâ; يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ أٰمَنُوا اتَّقُوا اللّهَ حَقَّ تُقَاتِه۪“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun, Allah’a karşı olabildiğincetakva dairesinde bulunun!”3 âyet-i kerimesi nazil olduğunda sahabe efendilerimizin âdeta iflahları kesilmişti. Öyle ki, gece-gündüz sürekli ibadet etmekten dolayı, elleri, dizleri ve alınları nasır tutmuştu. Bir müddet sonra, bir mânâda tahammülfersa gibi gördükleri bu hâli Cenâb-ı Risaletpenah Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) arz etme lüzumu duydular. Ben onların bu meseleyi ifade sadedinde kullandıkları o ince ve saygı dolu üslûbu burada size ifade edemem. Fakat öyle anlaşılıyor ki, onlar bu durumu kendilerine yakışır, öyle yumuşak ve uygun kelimelerle arz ettiler ki, bunun üzerine Cenâb-ı Hak, rüşdlerini ispat eden o insanlara: فَاتَّقُوا اللّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ“Allah’tan gücünüz yettiği nispette korkun.”4 kolaylık ve tahfif ifade eden, ümit ve müjde edalı âyetini inzal buyurdu.5

279