İşte yığıla yığıla büyüyen bu günahlar “humûm” hâline gelir ve insanın içinde çeşit çeşit sıkıntılar hâsıl eder. Diğerlerinin “kutsal sıkıntılar” olmasına mukabil, denilebilir ki bunlar da insana hiçbir faydası olmayan “lanetlik sıkıntılar”dır. Eğer insan bu tür sıkıntılar karşısında, bir köşeye çekilip nefis muhasebesine girmiyor, aklını başına almıyor, elini, ayağını, gözünü, kulağını kontrol etmiyor veya yapması gerekli olan şeyleri yapmaya koşmuyorsa, iç sıkıntısı hâlinde tezahür eden hümûm da katlanarak devam eder.
Bu açıdan yaşanılan dert ve sıkıntının ne olduğu iyi tefrik edilmelidir. Ümit edelim ki, bizlerin sıkıntı ve ızdırapları o kutsal tasa ve kederden olsun. Bizim dert ve sıkıntımız, bizi harekete geçirecek, tetikleyecek, şahlandıracak ve çevremizdeki ateş ve yangını söndürmeye sevk edecek bir dinamo vazifesi görsün. Zaten insan Allah yolunda hizmet eder, önüne çıkan musibet ve sıkıntılar karşısında dişini sıkar sabreder ve her şeye rağmen Allah yolunda koşturmaya, çalışıp çabalamaya devam ederse, Cenâb-ı Hak da onun içindeki “hümûm”u, iç sıkıntıları izale eder, gönlüne inşirah verir ve onu itminana erdirir.