İçeriğe geç

Tebcil ve takdir edilmeye değer bu tür sıkıntılar için biz “mukaddes azap”, “kutsal sıkıntı” ifadelerini kullanıyoruz. Farklı zamanlarda arz ettiğim gibi elimden gelse, bütün insanların içine, onların ciğerlerini “cız” diye cazırdatıp yakacak böyle bir ızdırap saçardım. Çünkü o, en müessir bir duadır. Duaları peyk süratiyle gökler ötesi âlemlere ulaştıracak en önemli bir faktördür. Evet, ızdırap ve ızdırar kadar dualara hız kazandıran başka bir şey yoktur. O hâlde inanan sineler, insanlığın bu hâli karşısında gamsızlığı, ızdırapsızlığı büyük bir afet olarak bilmeli ve “Eyvah! Yazıklar olsun bizim bu hâlimize!” deyip ızdırapla inlemelidirler. İnlemeli, seccadeye koşmalı, seccade onların alınlarını öperken onlar da “Ne olur Allahım, bahtına düştük!” diyerek Allah’a içlerini dökmelidirler. İşte böyle bir ızdırap ve sıkıntı, bizim için bir dinamo vazifesi görür ve bizi harekete sevk eder. Biz de bir itfaiyeci gibi tulumbamızı alıp yangını söndürmek üzere imdada koşarız. Zira Sûzî’nin sûzîşî nağmelerle ifade ettiği gibi;

Tulumban al yetiş imdada, yangın var.

Dedim: Zahirde mi âşık? Dedi: İhfâda yangın var. Sefine-i kalbime alevli bir kor attın ey dost Bülend-âvâz ile dersin: Bakın deryada yangın var!

Evet, ülkede yangın var. Dünyada yangın var. Hayatî müesseselerde yangın var. Gelin Allah aşkına böyle büyük bir yangın karşısında herkes bir itfaiye memuru gibi hareket etsin; hareket etsin de bu korkunç yangını el birliğiyle söndürebilelim.

259