İçeriğe geç

Bir sonraki âyet-i kerimede ise: وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ“Nam-ı celîlini, yâd-ı cemilyapacak şekilde yükselttik ha yükselttik.”8 ifadeleriyle nimetler silsilesindeki ayrı bir nimet zikredilmiş, ayrı bir tebşirde bulunulmuştur. Allah (celle celâluhu), Peygamber Efendimiz’i her hamlesiyle farklı bir lütuf ve ihsana mazhar kılmıştır. İki Cihan Serveri (aleyhi ekmelüttehâyâ), her bir nimet karşısında şükürle gerilip gürlemiş, hamd ü senâ duygularıyla dolup dolup boşalmıştır. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da O’nun üzerine sağanak sağanak rahmetini indirmiş, her defasında farklı bir rıza ufkuna erdirmiş ve ilâhî hoşnutlukla ayrı bir inşiraha ulaştırmıştır. Evet, öyle bir salih daire oluşmuştur ki Cenâb-ı Hak, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) içine inşirah saçmış, O Şeref-i Nev-i İnsan ve Ferid-i Kevn ü Zaman da bu inşirahı O’na ulaşma istikametinde değerlendirmiştir. Böylece sûrenin sonunda ifade edildiği gibi, “usür”de “yüsür”ü yaşamış, zorlukları kolaylıkla aşmış; “yüsür”de de “usür”leri aşma adına metafizik gerilimle dolmuş, ferağdan iştigale, iştigalden ferağa yönelmiş; bütün bunların mukabilinde Cenâb-ı Hak da, O Ferid-i Kevn ü Zaman’ın içine inşirah çağlayanları akıtmıştır. Bu inşirah hâli, Peygamber Efendimiz’de yeni bir azim, yeni bir cehd, yeni bir gayret ve yeni bir heyecan uyarmış; bunun karşılığında O da, bu heyecanın hakkını vermiş ve hayatında hiçbir boşluğa yer vermeden, bütün bir ömür boyu tasavvurlar üstü bir gayret, bir performans, bir kulluk ortaya koymuştur.

131