İçeriğe geç

Sûrenin devamında وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ الَّذِۤي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ“Senin beliniçatırdatan o ağır yükünü üzerinden indirmedik mi?”7 buyruluyor ki, âyette geçen “vizr” ifadesini mânevî bir yük ve sorumluğunun ağırlığı şeklinde anlayabiliriz. Yani Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ), insanlara yol gösterip rehberlikte bulunması vazifesiyle tavzif edilmişken, en önemli sermayesi olan vahyin, kendisine tattırılan bu semavî nimetin kesilmesi hakikaten dîk-ı sadra vesile olabilecek bir husustu. Öyle ki bir taraftan insanlığı kurtarma ve onlara yol gösterme mesuliyeti ve bu mesuliyetin sırtı çatır çatır çatlatan ağır sorumluluk yükü vardı. Diğer taraftan kendisi için bir kuvve-i mâneviye, sırtını dayayabileceği sağlam bir dayanak; başkalarını kurtarma yolunda, bir fener, bir ışık kaynağı, bir projektör konumunda bulunan vahy-i semavinin kesilmesi endişesi bulunuyordu. İşte bütün bunların sinesini daralttığı bir zamanda, Allah (celle celâluhu), bu âyet-i kerimelerdeki temsilî ifadeyle, o ağır yükleri kaldırdığını beyan buyurmuştur.

Nimet-Şükür Salih Dairesi

130