Hadisin devamında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Allah bir kulunu severse artık ona günahı zararvermez.” buyuruyor. Bu Peygamber beyanından anlıyoruz ki, Allah’ın bir kulunu sevmesi, o kulun günahlardan korunması adına çok önemlidir. Çünkü Allah (celle celâluhu) sevdiği kulun kalbine günahın çirkinliğini bütün dehşetiyle duyurur ve onun içinde günaha karşı tiksinti duygusu hâsıl eder. O kul bir şekilde günaha düşmüş ise, bu durumda da Cenâb-ı Hak, onun kalbine nedamet korları salar ve ona tevbeye giden yolları gösterir. Evet, Cenâb-ı Hakk’ın sevk, ilham, inayet ve riayetiyle öyle ekstradan hâller olur ki, siz tam içine düşecekken günahın eşiğinden geriye çekilip alınırsınız. Veya bir günaha girersiniz ama yirmi sene o günahı her gün işlemiş gibi ızdırapla içten içe inlersiniz. Âdeta bütün nöronlarınızda o günahı duyar ve her aklınıza gelişinde, onu sanki yeni işlemiş gibi beyniniz karıncalanmaya başlar. Ardından da, “Allahım! Senden afv u mağfiret istiyorum!”, “Allahım! Günahlarımdan vazgeçip Sana teveccüh ediyorum!” gibi istiğfarlarla Allah’a yalvarıp yakarmaya durursunuz. Cenâb-ı Hak da bunların her birini Kendisine bir dönüş olarak sizin sevap hanenize yazar. Bu noktada şu hususu hatırlatmak istiyorum: Allah (celle celâluhu) bir kere yapılan tevbe ve istiğfarla belki o günahı affetmiş olabilir. Ancak kulun buna razı olmayıp bir kere değil bin kere Allah’a dönme cehd ve gayreti içinde bulunması ilahî hoşnutluğu yakalama adına daha güzel bir yaklaşım tarzıdır.