Dinî ilimler sahasında tahsil gören insanlar, çağımızın kucağımıza attığı problemlere makul çözümler getiremezlerse bu sadece onların acizlik ve mağlubiyeti olarak görülmez; bilakis böyle bir yenilgi İslâm’a mâl edilir. İmam Gazzâlî’den Fahruddin er-Râzî’ye, İzz İbn Abdisselâm’dan İbn Hacer el-Askalânî’ye, Hz. Bediüzzaman’dan Said Ramazan el-Bûtî’ye, ondan Tantavî Cevherî’ye kadar pek çok âlimin, yaşadığı dönemde İslâm’ın doğru anlaşılması adına ortaya koyduğu yorum ve fikirleri de bu yolda atılmış adımlar olarak görmek gerekir. Onlar, kaleme aldıkları çok kıymetli eserlerle dinî konulardaki şüphelere cevaplar vermiş, zihinleri meşgul eden problemlere tatmin edici izahlar getirmişlerdir. Günümüz dünyasında İslâm’ın doğru anlaşılıp yaşanmasını arzuluyorsak, en az onlar kadar malumat ve donanıma sahip olmak zorundayız. Bunun yolu da; mevcut eğitim sistemi içerisinde hem tecrübî hem de şer’î ilimlerde mahir insanlar yetiştirmek, bunun oluşması için gerekli ortamları hazırlamaktır. Biz, mezar-ı müteharrik (canlı cenazeler) hâline gelmiş insanları, Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği imkânları çok iyi değerlendirmek suretiyle uyandırmak ve yeni bir dirilişe vesile olmak istiyorsak, bunun yüksek donanımlı insanlara bağlı olduğunu çok iyi bilmeli, bu istikamette her fırsatı değerlendirmeli ve konumumuzun hakkını vermeliyiz.
17 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler, s.336 (Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas).
18 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler, s.281 (Yirminci Söz, İkinci Makam).
19 Müslim, zikr 38; Ebû Dâvûd, vitr 14; İbn Mâce, mukaddime 17.
20 Bediüzzaman, Sözler, s.839 (Konferans).