İçeriğe geç

Biz, Hz. Pîr’in, bir dönem çevresindeki talebelerine hitaben söylediği, “Risaleler size yeter.”20 ifadesini maalesef yanlış anladık. O, din ve diyanetin ciddi tahrip edildiği, millî duygu ve düşüncenin ‘künde künde üstüne devrildiği’ bir dönemde, dinin temel esaslarına ve o gün için en lüzumlu olan meseleye dikkat çekme adına bunu söylemiştir. Fakat biz, onun bu ifadesini mutlaklaştırdık, dinî ilimlere gereken ehemmiyeti göstermedik. Hâlbuki bir insanın Risale-i Nur eserlerini okumanın yanı sıra tıp, kimya, fizik, biyoloji, antropoloji, sosyoloji, jeoloji gibi ilimlerin tahsilini yapması tabiîdir. Bunun gibi bir ilâhiyatçının da başlı başına müstakil birer alan olan İslâmî ilimlere ait temel eserleri okuması ve bu alanlarda uzmanlaşması beklenir. Hatta bir ilâhiyatçının, kendi alanıyla ilgili ilimlerin yanı sıra pozitif bilimlere ait meseleleri de icmalî olarak bilmesi, en azından bu alanda da ansiklopedik bir bilgiye sahip olması gerekir. Öyle ki o, bir kimyacı veya fizikçiyle çok rahat bu alana ait bir meseleyi konuşabilmelidir. Çünkü hem İslâm’ı pozitif bilimlerden tecrit edemezsiniz hem de bu alanlarda bilgi sahibi olmadıkça derdinizi bu sahalarla iştigal eden insanlara anlatamazsınız. Cenab-ı Hakk’ın kelâm sıfatından gelen teşriî emirler (Allah’ın indirdiği dinî hükümler), tekvinî emirleri (Allah’ın kainatta koymuş olduğu fizikî kanunlar) şerh ve tavzih eder. Bunlar o kadar iç içedir ki birini diğerinden ayırdığınız takdirde her ikisinin dilini de doğru anlayamazsınız. Bu açıdan, dinî ilimlerde ihtisas yapan insanların en azından icmali olarak müspet ilimler hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Aynı şekilde müspet ilimlerde uzmanlaşan kimselerin de dinleri hakkında o ölçüde hatta daha fazla bilgi sahibi olmaları beklenir.

31