İçeriğe geç

Dünyevîlik ile uhrevîliğin tamamiyet içinde bir arada bulunması çok zordur. Halk deyimiyle iki karpuz bir koltukta taşınmaz. Bir kalbde iki muhabbet olmaz. Bu konuda insan kendini aldatabilir. Dinime hizmet ediyorum, milletime ve insanlığa yararlı işler yapıyorum düşüncesiyle kendini öne çıkarabilir. Kendi kaprisleri, kendi beklentileri işin içine girebilir. Her beklenti de insanın ruh dünyasına düşmüş bir güve gibidir. Er geç onu yer bitirir. Müslümanın sonunu, düşmanlarının gücü değil, işte bu beklentileri hazırlar. Dünyaya ait her bir beklenti insanın elini kolunu bağlar. Allah’ın hür yarattığı insan, kendi eliyle kendini esir hâline getirmiş olur. Dolayısıyla –Allah muhafaza– kazanma kuşağında kaybedebilir.

Bu itibarladır ki, hayatın farklı birimlerinde koşan arkadaşları manevî olarak sürekli beslemek gerekir. Onların kendi değerlerinden, ana mefkurelerinden kopmalarına, zaaflarının esiri hâline gelmelerine, kalb ve kafalarını başka şeylere kaptırmalarına meydan verilmemelidir. Tevehhüm-ü ebediyetin, tûl-i emellerin, “Hücumat-ı Sitte”de zikredilen-zikredilmeyen daha başka arzu ve heveslerin onları esir almasına müsaade edilmemelidir. En azından haftanın belirli günleri, bir kuyunun başına geçip tatlı su kaynağından kovalarını doldurmaları sağlanmalıdır.

73 Buhârî, îmân 39; Müslim, müsâkât 107.

74 Tirmizî, kader 7; İbn Mâce, duâ 2.

75 Âl-i İmrân sûresi, 3/8.

76 İbrâhim Hakkı Erzurûmî, Marifetname, s.314.

77 Hâkim, el–Müstedrek, 3/169.

78 Şuarâ sûresi, 26/89; Kâf sûresi, 50/33.

79 Zümer sûresi, 39/36.

80 Ahkaf sûresi, 46/20.

165