İçeriğe geç

Bizim davamız, yaşatma uğruna yaşamayı terk etme davasıdır. Allah bir topluma yeniden neşvünema gücü verecek, yeni bir diriliş nasip edecekse, varsın bizi de bu yolda gübre olarak kullansın. Başkaları için tastamam var olabilmek, büyük ölçüde kendinden sıyrılmaya bağlıdır. Belli çıkarlara bağlı olarak hizmet eden, dünya peşinde koşan insanların samimi olarak insanlığa hizmet ettikleri katiyen düşünülemez. Adanmışlar hangi işe talip olursa olsunlar yaptıkları işi dünyevî bir geri dönüşe bağlamamalıdırlar. Onlar iğne gibi olmalı, kendileri üryan kalsa da sürekli başkalarının yırtığını dikmeye çalışmalılar. Başka bir deyişle mum misali, yanma pahasına başkaları için ışık kaynağı olmalıdırlar.

Şunun iyi bilinmesi gerekir ki, öbür âlemin zenginliklerine nail olmak, bu âlemde cismanî ve nefsanî şeylerin elin tersiyle itilmesine bağlıdır. Bu âlemde kullandığınız nimetler, zevkler, lezzetler bir yönüyle öbür âlemde size verilecek olan nimetlerin tüketilmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim’in şu âyeti buna işaret eder: أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا“Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safâ sürdünüz.”80

Allah bazılarının rızkını genişletebilir, onlara farklı imkânlar bahşedebilir. Fakat insan böyle bir durumda bile hayat standartlarını değiştirmemeli, dünyada bir misafir olduğunu unutmamalı, her şeyi burada yiyip bitirmemelidir. Büyükler büyüklükleri ölçüsünde buna dikkat etmiş, çok sade ve müstağni (kanaatkâr) bir hayat yaşamışlardır. İlle de örnek arıyorsanız Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerine bakın. O, ne peygamberlikten önce ne peygamberliğe adım attığı dönemde ne de ganimetlerin ayağına kadar geldiği dönemde çizgisini değiştirmiştir. O’nun sadık temsilcilerinin tavrı da aynı olmuştur.

161