Ne var ki herkesi bununla mükellef tutmak doğru değildir. Böyle bir şey hem teklif-i mâlâyutak (insanlara taşıyamayacakları yükü yüklemek) hem de ibadetin alanını daraltmaktır. Kimsenin buna hakkı yoktur. İnsanlar nasıl dua etmek istiyorlarsa o şekilde dua edebilirler. Bu konuda sınırlama getiremeyiz. Hangi dilde ve hangi şekilde maksat ve meram rahat ifade edilebiliyorsa onunla Allah’a dua edilebilir.
Bazı dualar, zikirler ve salavatlar vardır ki ne Efendimiz ne sahabe ne selef-i sâlihin ne de fukahâ-i kiram tarafından yapılmıştır. Fakat bu gerekçeyle bunlar bid’at olarak görülemez. Mesela Fatiha, İhlâs veya Muavvizeteyn gibi sûrelerin fazilet ve sevabına dair sünnet-i seniyyeden gelen rivayetler vardır. Bir insan buna binaen bir yere oturup yüz defa İhlâs sûresini okuyabilir. Veya seleften birçok zatın yaptığı gibi, bir kısım Kur’ân âyetlerinden hareketle bir kısım münacatlar çıkarabilir. Asr-ı Saadet’te veya sahabe döneminde bulunmadığı gerekçesiyle bu tür şeylere bid’at denemez. Çünkü bunlar özü itibarıyla dinde teşvik edilen amellerdir. Bir şeyin bid’at olup olmadığını tespit etmedeki temel kriter; onun dinin özüne dahil edilip edilmediği ve temel disiplinlere uygun olup olmadığıdır.
34 Buhârî, ezan 18; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/53.
35 Müslim, cuma 43; Nesâî, iydeyn 22; İbn Mâce, mukaddime 7.
36 Tirmizî, salat 31.
37 es-Serahsî, el-Mebsût 1/37; Ekmeleddin el-Babertî, el-İnâye şerhu’l-Hidâye 1/286.
38 Bediüzzaman, Lem’alar, s.129-130 (On Altıncı Lem’a).
39 Hicr sûresi, 15/9.
40 Tirmizî, daavât 1.