Bu konuda dikkat edilecek diğer bir esas da tevazu ve mahviyettir. Yukarıda da kısmen üzerinde durulduğu üzere, eğer siz kendinizi öne çıkarır, her şeyi benliğe bağlı götürür ve Ramazan davulu gibi ses çıkarırsanız, çarpışma ve vuruşmalar eksik olmaz. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas alır, O’nun emirleri dairesinde hareket etmeye çalışır ve hakkın hatırını âli tutarsanız, Allah da sizi başkalarına ezdirmez ve hiçliğe mahkûm etmez. Zira bugüne kadar kendileri için farklı makam ve payeler biçenler kaybetmiş, tevazu ve mahviyeti meslek edinenler ise kazanmıştır. Önemli olan, başkaları nazarında ispat-ı vücut etme değil, Allah’ın nazarında bir şey olabilmedir.
Kısacası, yapmanız gerekli olan hizmetleri rantabl bir şekilde yapmanın yanı sıra, toplumda oluşan rahatsızlıkları, hazımsızlıkları ve düşmanlıkları da nazar-ı itibara almak ve bunları yok etme veya en azından hafifletme adına elinizden gelen her şeyi yapmak zorundasınız. Yapacağınız işleri, hiç kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin gıpta damarını tahrik etmeden, tedirginlik ve endişelere sebep olmadan fevkalâde bir temkin ve teyakkuz içerisinde yapmalısınız.
Bütün bunlara rağmen yine de birileri sizin yaptığınız hizmetleri sindiremeyecek ve düşmanlıklarını sürdüreceklerdir. Bazı tabiat ve karakterler, yapılan hizmetlerin keyfiyet ve kemiyetine aldırmaksızın işin içinde kendileri olmadıkları sürece karşı çıkmaya devam edeceklerdir. Haset ve hazımsızlık duygusunu hafife almamak lazım. Fakat önemli olan, sizin kendinize düşeni yapmış olmanızdır.
97 İsrâ sûresi, 17/84.