Ölüm Korkusu Mu, Akıbet Endişesi Mi?
Soru: Ölüm korkusu ile imansız ahirete gitme korkusu birbirinden nasıl ayırt edilebilir?
Cevap: İnsan, iki ayrı derinliği olan bir varlıktır. Onun bir cismanî bir de ruhanî yönü vardır. Cismaniyeti itibarıyla insan, hayatın tadını acılaştıran, yaşam arzusunu bitiren ölümden korkabilir; maddî varlığı itibarıyla çürüyüp yok olmayı ifade eden kabre girmekten ürkebilir. Zira nefis, alışageldiği zevk ve lezzetleri kaybetmek istemez. Ölüm; nefse, bedene ve dünyaya bağlı ele alındığı takdirde az ya da çok bir korkunun duyulması kaçınılmaz olur. Ben, kendini dine vermiş, tamamen dinin i’lâ edilmesi istikametinde çırpınıp duran bazı insanlarda bile ciddi ölüm korkusu gördüm. İnsan, ölüm hakikatini çok iyi anlasa, onun mahiyeti hakkında yazıp çizse, ölümün arka plânını başkalarına anlatmaya çalışsa bile ölümden korkabilir. Cismaniyetin ve bedenî hislerin ağır basmasına, nefsin kuruntularının her şeyin önüne geçmesine göre bu korkunun şiddeti artar.
Ahirete yürümeyi tatlı bir rüyaya açılma gibi görenler, dar ve bunaltıcı bir âlemden geniş ve ferah feza âlemlere yürüyeceklerine, dostlara kavuşacaklarına, Cenâb-ı Hakk’ı müşahede edeceklerine iz’an ölçüsünde inanlardır ki bu korkudan kurtulabilirler. Onlar, ölümü içlerine öyle sindirmişlerdir ki onu, bu odadan öbür odaya gitme, bir mekândan başka bir mekâna intikal etme gibi görürler. Ölüme, his ve şuurlarıyla, vicdan enginliğiyle, latife-i Rabbaniyeleriyle baktıklarından onu çok farklı algılarlar. Bu yüzden ölümden bahsederken, çok rahat konuşurlar. Ses tonlarında ve vurgulamalarında bu rahatlığı görebilirsiniz.