İnsanın Hilafet Sorumluluğu
Soru: Cenâb-ı Hakk’ın insanı yeryüzünün halifesi kılması, ona hangi sorumlulukları yüklemektedir? İnsan bu hakikati ruhunda nasıl duyabilir?
Cevap: İnsanın, yeryüzünün halifesi kılınması hakikati şu ayete dayanmaktadır: وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً “Rabbin meleklere şöyle demişti: ‘Ben yeryüzüne bir halife nasbedeceğim.’”140 Yeryüzünde Allah’ın halifesi olması, insanın, yeryüzünde –tabiri caizse– Allah’ın vekili olması, O’nun namına varlık üzerinde tasarrufta bulunması demektir.
İnsanın bu hakikati anlaması, Cenâb-ı Hak’la münasebetiyle ilgili bir meseledir. Herkesin Allah’la münasebeti farklı farklıdır; bu konuda insanlar arasında seradan süreyyaya kadar fark vardır. Herkes manevî donanımının, iç yapısının ve eğitim seviyesinin müsaadesi ölçüsünde duyulması gerekenleri duyar, yüce hakikatlere açılır. Mesela İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) ulûhiyet hakikatini nasıl duyup değerlendirdiğini kestiremiyoruz. Sahabe diyor ki O, namaza durduğu zaman içinden güveç kaynaması gibi bir ses gelirdi. Kim bilir Rabbiyle irtibat açısından hangi derin mülâhazalara açılıyordu.
Aynı şekilde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin de Allah’la çok derin münasebetleri vardı. Mesela Hz. Ebû Bekir’in, evinin cumbasında namaz kılarken ortaya koyduğu tavırları, ses ve soluğu, Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinin bile dikkatini çekiyor, onları derinden etkiliyor, birbirlerinden gizli gelip onun namazını izliyorlardı. Keza Hz. Ömer’in namazdaki hıçkırıkları arka saflardan duyuluyordu. İşte insanın hilafet hakikatini ruhunda duyması ve onun gereklerine göre bir tavır alması, Allah’la güçlü bir irtibatının olmasına bağlıdır.