إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.”141 âyetinde de ifade edildiği üzere, insanı hilafet vazifesiyle tavzif buyuran, onun bu vazifeyi yapmasını mümkün kılacak güç, kudret ve donanımı veren ve zemini onun için müsait hâle getiren Allah, insanın ne ölçüde bir performans sergileyeceğini de, bu performansın neyi hâsıl edeceğini de bilir. Ancak ilim sıfatının tabiatı, malumun vücudunu gerektirmediği için Allah’ın bilmesi, insanların tercihlerini hür iradeleriyle yapmalarına mâni değildir. Başka bir ifadeyle Allah çoğu zaman, insanların eğilim ve tercihlerine göre neticeleri yaratır. Bu ayrı bir meseledir.
Burada asıl demek istediğim şey şudur: Şayet bizi bu yüksek donanımla dünyaya gönderip böyle yüce bir vazife ile vazifelendiren ve bu vazifeyi deruhte etmemiz adına gerekli imkânları da hazırlayan Allah ise hiçbir durumda ümitsizliğe düşmemek gerekir. Sürçtüğümüz, düştüğümüz veya işlerin istediğimiz gibi gitmediği ya da yürüdüğümüz yollarda önümüze bir kısım gailelerin çıktığı durumlarda dahi asla ümitsizliğe düşmemeliyiz. Madem bizi böyle zorlu bir yolculuğa salmıştır, elbette bunda bir murad-ı sübhanisi vardır. Şayet bizim hareketlerimizin varlık sahasına çıkmasının arkasında O varsa, hâl ne olursa olsun ye’se mahal yoktur. Fakat insanın bu konuda müstakim düşünebilmesi ve doğru tavrı belirleyebilmesi de ciddi bir talim ve terbiyeye bağlıdır. İyi yetişmemiş biri, nerede nasıl hareket edeceğini, hangi duygu ve düşüncelere sahip olması gerektiğini bilemez.