Çoğulculuk
Çoğulculuk, küreselleşen bir dünyada en çok telaffuz edilen kavramlardan biri hâline geldi. Her ne kadar bir kavram olarak modern döneme ait olsa da, İslâm’ın hakkıyla yaşandığı ilk dönemlerde isimsiz müsemma olarak çoğulculuğun hayatın içinde yer aldığı görülür. Mü’minler, farklı hissiyat, mülâhaza ve fikirleri saygıyla karşılamış, herkese karşı hoşgörüyle davranmışlardır.
Öncelikle bilinmesi gerekir ki Allah nazarında en müstesna bir topluluk olan sahabe döneminde bile mutlak bir vahdet söz konusu olmamıştır. Onların içinde nice farklı yönelişler ve değişik fikirler vardır. Bir Hz. Ömer ile Ebû Zerr’in veya Hz. Ebû Bekir ile Bilal-i Habeşî’nin hayatlarına göz atacak olursanız, aralarında ne kadar büyük farklılıklar olduğunu görürsünüz. Oysaki onların her biri aynı menhelü’l-azbü’l-mevrûddan (tatlı su kaynağından) beslenen, aynı manevî gıdayı alan ve aynı hedefe yürüyen kimselerdir. Fakat buna rağmen yorumlarında, anlayışlarında, hayat tarzlarında ciddi farklılıklar vardır.
Aynı şekilde daha sonraki dönemlerde de Müslümanların düşünce sistemleri ve hayat tarzları Kitap, Sünnet, icma ve kıyas gibi asli deliller veya bunların tamamlayıcısı olan örf, âdet, maslahat ve istihsan gibi fer’î deliller çerçevesinde şekillenmiş olsa da farklılıklar varlığını devam ettirmiştir. Onlar, düşünce ve yaşayışlarını belirleyen aynı kaynaklara dayansalar da, karşılaştıkları problemlere çoğu zaman farklı çözümler getirmişlerdir.