Öncelikle insana sırf insan olduğu için saygı duymamız ve farklılıkları bir vakıa olarak kabul etmemiz, sonrasında da realist ve rasyonelce davranarak küreselleşmenin hakkını vermemiz; kendi değerlerimizden fedakârlıkta bulunmayı, taviz vermeyi ve aşınmaya maruz kalmayı gerektirmemelidir. Biz ne ölçüde Müslümansak bunu hiç tereddüt etmeden her yerde yaşayabilmeliyiz. Ne dinî değerlerimizden ne İslâm telakkimizden ne de ihsan şuurumuzdan taviz vermeliyiz. Fakat bunları kimseye de dayatmamalıyız. Önemli olan, insanların, farklılıklarını koruyarak ve hatta bunları bir zenginlik vesilesi görerek bir arada yaşamayı öğrenmeleridir.
Dayatma ve zorlama olmadıktan sonra insanların inandıkları değerleri milimi milimine yaşama konusunda çok hassas ve ciddi davranmaları, saygıyla ve hatta takdirle karşılanması gereken bir husustur. Mesela farklı din mensuplarıyla bir toplantı hâlindeyken, şayet vakit girmişse, hiç tereddüt etmeden oradaki insanlardan müsaade istemeli ve namazımızı kılmalıyız. Ben şimdiye kadar dinimize ait ibadetlerin birlikte olduğumuz insanları rahatsız ettiğine hiç şahit olmadım. Ne zaman onlara, “Müsaade ederseniz namaz kılacağız.” desek bunu saygıyla karşıladılar. İnsanların dinlerini yaşama konusunda rahat olmaları, açık ve şeffaf davranmaları ilişkileri zedelemeyecek, bilakis karşılıklı güveni pekiştirecektir. Yeter ki toplum fertleri arasında katılık, sertlik ve taassup gibi hastalıklar bulunmasın, başkalarını reaksiyona sevk edecek bir kısım aşırılıklar sergilenmesin.