İnsanların heva ve hevesleri istikametinde savrulup gittikleri bir dönemde özellikle Kur’ân ve iman hizmetine gönül veren adanmışların başkalaşmama mevzuunda daha hassas olmaları, durdukları yerde daha sağlam durmaları gerekir. Onlar girmiş oldukları yola hangi felsefe, düşünce tarzı ve dünya görüşüyle girmişlerse, yolun sonuna kadar onu devam ettirmelidirler. Dünyaya veda ederken de başladıkları noktanın çok daha üstünde veda etmelidirler. Yürüdükleri yola ilk defa baş koyarken duydukları arzu ve iştiyakı işin sonuna kadar devam ettirmeli, ülfet ve ünsiyete yenik düşmemeli, sahip oldukları değerlerin renk atmasına ve solmasına müsaade etmemelidirler.
“Başkaları dünyadan istifade ediyor, biz de edelim; başkaları bu bala parmak banıyor, biz de banalım.” şeklindeki düşünceler adanmışlar açısından bir başkalaşmadır. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), zemininde hasır serili fakir bir evde dünyayı teşrif buyurmuş ve hiç tavrını değiştirmeden aynı şekilde ruhunun ufkuna yürümüştür.
O (sallallâhu aleyhi ve sellem), hanımlarının dünyaya ait bir kısım istekleri karşısında rahatsız olmuş ve cumbasına çekilerek bir süre onlardan ayrı kalmıştı. Bu sırada yanına gelen Hz. Ömer, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hasır üzerinde yattığını ve hasırın, bedeninde iz bıraktığını görmüş, ağlamaya başlamıştı. Bunun sebebini de şu cümlelerle ifade etmişti: “Yâ Resûlallah! Şu anda kisralar, krallar saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatarken, Sen kuru bir hasır üstünde yatıyorsun.” Bunun üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştu: “İstemez misin ya Ömer, dünya onların, ahiret bizim olsun.”6