Bir kısım imkânlar eline geçtiği zaman bunları hemen kendi keyfi, rahatı ve refahı için kullanan insanlar başkalaşma sürecine girmişler demektir. Bunlar dün başka, bugün başka ve yarın daha başka olacaklardır. Fakir, âciz ve zayıf oldukları zamanlarda ahlâk ve dindarlıklarını korusalar da bir kısım fırsatlar kendilerine göz kırpmaya başladığında bozulmaya, çürümeye maruz kalacaklardır. Başkalaşma fasit dairesine girmiş bu zavallıların kimisi, اِنَّمَا اُوۧت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪ى “Ben bu servete ilmim ve becerim sayesinde kavuştum.”4 diyen bir Karun hâline gelecek, kimisi de أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى “Ben sizin en yüce rabbinizim.”5 diyen bir Firavun.
Her çeşidiyle başkalaşma, merkezdeki çok küçük bir açıyla başlar ve zamanla büyür gider. Bir süre sonra o, şehrâhta yürüdüğünü zannetse de çoktan patikalara sapmıştır. Böyle biri, Allah’a inanıyorum der fakat nefsin güdümünde bir hayat yaşar. Musa’lara benzer şekilde gittiği yolda, yolun sonuna doğru hiç farkına varmadan Karunlaşır. Mesih edasıyla bir yola baş koyar; fakat belli bir fasıldan sonra Takyanuslaşır. Çünkü bir kere başkalaşmaya başlayan insanın artık nerede duracağını bilemezsiniz. O başkalaşa başkalaşa öyle bir noktaya gelir ki şayet onun eski hâli ile yeni hâlinin bir fotoğrafını çekerek kendisine gösterecek olsanız, eski hâlini kendisi bile tanıyamaz.
İnsanı başkalaşmaya iten faktörler farklı farklıdır. Kimileri makam ve mevkiin arkasından koşarken başkalaşır; kimileri popülarite ve şöhret elde etmeye çalışırken. Kimilerini başkalaştıran rahat ve rehavet duygusudur; kimilerini başkalaştıran da yeme-içme gibi dünyevî hazlar. Peygamberlerin yoluna baş koyan niceleri vardır ki, sonradan servetin kulu kölesi olduklarından veya dünyaya ait bir kısım maddî şeyleri putlaştırdıklarından ötürü girdikleri yolun bir faslından sonra Karunlaşmış, Sâmirîleşmişlerdir.