Öte yandan insanların ille de sizin çizginizde yürümesi ve sizinle aynı güzergâhı paylaşması da şart değildir. Siz kendi mesleğinizin muhabbetiyle yaşayabilirsiniz. Fakat bu, başkalarına düşmanlığı, rekabeti, hasedi vs. gerektirmez. Bir taraftan kendi mezhebinizi, meşrebinizi, mesleğinizi delice sevin ve ona karşı son derece sadık ve vefalı olun. Fakat herkesin kendisine göre saygı duyduğu daha başka şahıslar, değer verdiği prensipler ve takip ettiği yollar olduğunu da unutmayın. Size düşen, yüreğinizi herkese açmanız, başkalarının değerlerine karşı en küçük bir saygısızlıkta bulunmamanız, dine hizmet eden herkesi takdirle yâd etmeniz ve onlara karşı kapılarınızı sürekli açık tutmanızdır. Esasen güzergâh emniyetini sağlamanın ve yürüdüğünüz yolda trafik kazalarına sebebiyet vermemenin yolu da buradan geçer. Aksi takdirde her köşe başında bir tırla karşı karşıya gelir, bir sürü kaza yapar ve çok canlara kıymış olursunuz.
Firavunlara Karşı Bile Yumuşak Üsluptan Ayrılmama
Daha önce de farklı vesilelerle ifade edildiği gibi Allah (celle celâluhu) en sevdiği iki kulunu Firavun’a gönderirken bile onlara, فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَـتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى “Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.”51 buyuruyor. Firavun ki halkını topladıktan sonra onlara karşı, اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ “Sizin en yüce Rabbiniz benim!”52 diyen kişidir. Esasında Firavun, ismini zikretmenin bile insanda gerilim hâsıl ettiği, tam karşısına geçilip kükrenmesi gereken bir karakterdir. Fakat Allah, ilâhlık taslayan oldukça kibirli ve mütemerrit böyle birisine peygamberlerini gönderirken onlara, yumuşak bir üslup kullanmalarını emrediyor. Yani bir yönüyle, “O kötü diye siz de onun kötülüklerini yüzüne vururcasına konuşmayın.” buyuruyor.