En temel hakların ihlâli karşısında bile üstün insanî değerlere saygılı kalarak ihak-ı hak etmeye çalışma, en kaba fikirler ve en hoyrat düşünceler karşısında dahi peygamberane bir temkinle hareket etme ve feverana kapılmama hakikaten sahip olunması gereken çok zor şeylerdir. İnsanın bu zorların üstesinden gelebilmesi için evvela duygu ve düşünce itibarıyla peygamberane bir ahlâka, iradeye, azme ve kararlılığa talip olması gerekir.
Kur’ân-ı Kerim’in bize nakletmiş olduğu peygamber kıssalarına bakacak olursak, onların hepsinin bu konuda bizim için ittiba edilmesi gereken çok önemli birer üsve-i hasene olduğu görülecektir. Zira onlar, kavimleri tarafından sürekli hakarete, saldırıya ve işkencelere maruz kalsalar da çizgilerini hiç değiştirmemiş, karakterlerinden hiç taviz vermemiş ve hak bildikleri davanın temsilcisi olmaya devam etmişlerdir. Onların kavimleriyle yaptıkları konuşmalara bakılacak olursa her birisinin birer üslup kahramanı olduğu görülecektir.
Mesela bunlardan biri olan Hazreti Nuh, Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle 950 sene kavminin içinde kalmış ve yıllarca kavmini hak ve hakikate davet etmiştir.54 Hakarete maruz kalmış, hırpalanmış, dövülmüş fakat hakkın hatırını âli tuttuğundan, kızmadan, öfkelenmeden onların kapılarını çalmaya devam etmiştir. Öyle ki onun tebliğ ve irşat mevzuundaki ikdamı ve cehd ü gayreti karşısında hâlâ temerrütlerini devam ettiren insanların durumu en sonunda gayretullaha dokunmuştur.
Evet, yapılan zulüm ve haksızlıkların gayretullaha dokunma kertesi vardır. Bu eşik aşıldıktan sonra artık Allah affetmez. İşte kavminin inkâr ve temerrütleri gayretullaha dokunduktan sonra Allah Teâlâ, Hazreti Nuh’a gemi yapmasını emretmiştir. Fakat Hazreti Nuh, gemisini inşa ederken bile kavminin şakileri gelip gidip ona sataşmaya devam etmişlerdir.