İçeriğe geç

Dinin her bir meselesini birer “asıl” olarak ele alacak olursak, bu asılların muhataplar nezdinde kabul görmesi için doğru bir üslupla ele alınması gerekir. Bunun için de öncelikle muhatabın yetişmiş olduğu kültür ortamının ve düşünce dünyasının çok iyi bilinmesine ve dikkate alınmasına ihtiyaç vardır. Daha sonra da meselelerin muhatabın demine damarına dokundurmayacak şekilde oldukça yumuşak bir üslupla arz edilmesi gerekir.

Özellikle ilk defa muhatap olduğunuz insanların gönlünü kazanma adına onlara karşı çok temkinli ve dikkatli olmalı ve hikmetle hareket etmelisiniz. Çünkü doğru üslubu yakalayamazsanız varmak istediğiniz yere varamazsınız. Muhatabınızda kendinize karşı bir kere olumsuz duygular çağrıştırdıktan sonra da bunu düzeltmeniz çok zor olur. İlk başta tavır ve davranışlarınıza “bakır” olarak baktırdıktan sonra arkasından lal ü güherden sözler döktürseniz bile onların düşüncelerini değiştirmekte zorlanırsınız. Sahip olduğunuz cevherleri bakır hâline getirmek istemiyorsanız mutlaka doğru üslubu yakalamaya çalışmalısınız.

Karşımızdaki insanın durumu ne olursa olsun, isterse heva ve heveslerinin esiri olmuş ve onların içinde bocalamaktan bir türlü kurtulamayan zavallının biri olsun; kesinlikle hata ve kusurları yüzüne çarpılmamalıdır. Söz gelimi eğer siz ona, “Sen, heva-i nefsine uymuş ve Allah’tan çok uzak düşmüşsün. Hevayı bırakıp hüdaya gelmez misin?” diyecek olsanız, üslupta yaptığınız böyle bir hata ile usûlü de yıkmış olursunuz. Hatta böyle bir tavır çoğu zaman kapı ve pencerelerin size karşı bütün bütün kapanmasına ve sonrasında atacağınız adımların da engellenmesine sebep olur. Dolayısıyla da kendi hareket alanınızı daraltır, yürüyeceğiniz yolları yürünmez hâle getirirsiniz.

122