Sıdk (doğruluk)
Soru: Bediüzzaman’a “Her şeyden evvel bize lazım olan nedir?” diye sorulduğunda “sıdk (doğruluk)” cevabını veriyor. Bunun sebebi olarak da küfrün mahiyetinin yalandan, imanın mahiyetinin ise sıdktan ibaret olduğunu ifade ediyor. Onun bu yaklaşımı zaviyesinden Müslümanlar için sıdkın yerini izah eder misiniz?
Cevap: Sıdk, peygamberlerin beş temel vasfından birisi, hatta birincisidir. Cenâb-ı Hakk’ın, Hazreti İbrahim ve Hazreti İdris için, اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِيّاً “O sıddîk bir nebiydi.”69, Hazreti İsmail için de, اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ “O sözünde dosdoğruydu.”70 buyurması da buna işaret etmektedir. Bu sebeple hayatları boyunca onların ne tavır ve davranışlarında ne de sözlerinde tek bir hilaf-ı vaki beyana rastlanmaz. Çünkü onların gökler ötesi âlemlerden getirdiği haberlerin tasdik edilmesi ve kabul görmesi hâl, tavır, davranış ve sözleriyle doğruluğun temsilcisi olmalarına bağlıdır.
Nitekim İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz peygamberlik gelmeden önce “el-Emin” sıfatı verilmişti. Peygamberlik geldikten sonra düşmanları bile O’nun sıdkına şehadet etmişlerdi. Çünkü hayatı boyunca O’nun en küçük bir yalanına bile şahit olmamışlardı. Ne var ki sırf kibir ve temerrütlerinden dolayı O’nu inkâr etmişlerdi.
Yalanın Tarifi
Yalan iki şekilde tarif edilmektedir. İlk tarifine göre o, bir insanın kendi kanaat ve inancının, ihsas ve müşahedelerinin aksine bir beyanda bulunmasıdır. Mesela bir insan, bir şahsı gördüğü hâlde onu görmediğini söylerse, kendi müşahedesine zıt bir beyanda bulunduğu için yalan söylemiş olur.