İçeriğe geç

Bediüzzaman Hazretleri bir yerde bu hakikati şöyle ifade eder: “Şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinat’ın tercümanı ve sevgilisi olan o zat-ı mübareğin tamam-ı mahiyeti ve hakikat-i kemalâtı, siyer ve tarihe geçen beşerî ahval ve etvara sığışmaz. Mesela Hazret-i Cebrail ve Mikail iki muhafız yaver hükmünde gazve-i Bedir’de yanında bulunan bir zat-ı mübarek, çarşı içinde bedevî bir Arapla at mübayaasında münazaa etmek, bir tek şahit olan Huzeyme’yi şahit göstermekle görünen etvarı içinde sığışmaz. İşte yanlış gitmemek için, her vakit mahiyet-i beşeriyeti itibarıyla işitilen evsaf-ı âdiye içinde başını kaldırıp hakiki mahiyetine ve mertebe-i risalette durmuş (otağını kurmuş da diyebiliriz) nuranî şahsiyet-i mâneviyesine bakmak lazımdır. Yoksa ya hürmetsizlik eder veya şüpheye düşer.”100

Evet, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kısım beşerî hâl ve tavırlarına bakarak bazılarının yaptığı gibi O’nu sıradanlaştırmamak gerekir. Bu tür muamelelerinin yanında O’nun gökler ötesi âlemlerle de irtibat hâlinde bulunduğu, Allah’ın sağanak sağanak başından vahiy yağdırdığı, kendisinden farklı farklı mucizelerin sâdır olduğu, Kur’ânî ahlâkı en mükemmel şekliyle temsil ettiği, makam-ı cem’in sahibi olduğu unutulmamalıdır. O’nun, insanların içinde bulunduğu ve onlarla farklı muameleler yaptığı aynı anda Cenâb-ı Hak’la da beraber olduğunu görmek gerekir.

Bûsîrî’nin yaklaşımıyla tek bir işaretiyle ayın iki parçaya bölünmesi, parmaklarından şakır şakır su akması, az bir erzakla bir ordunun karnının doyması, bir matara su ile üç yüz insanın abdest alması gibi mucizeler dahi O’nun gerçek kıymetini göstermeye yetmez. Eğer mucizeler O’nun büyüklüğüne göre cereyan etseydi, ölüler üzerine Nam-ı Celil-i Muhammedî okunduğunda hepsinin dirilivermesi gerekirdi.

181