İçeriğe geç

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatının, nübüvvete ait vasıflarının ve beşerî özelliklerinin farklı yönleriyle anlatıldığı çok sayıda siyer, megazi, tabakat, şemail ve delail kitabı yazılmıştır. Hiç şüphesiz bütün bu eserler, O’nun hakkıyla tanınması ve anlaşılması adına çok önemlidir. Fakat söz konusu eserleri kaleme alan o büyük insanların anlatmış olduğu hâdiselerin, vermiş oldukları bilgilerin bir yönüyle sübjektif bir kısım mülâhazalara, kendi duyuş ve algılayışlarına bağlı olduğu da unutulmamalıdır. Netice itibarıyla onlar, duydukları, idrak ettikleri ve anladıkları şeyleri kaydetmişlerdir. Bu sebeple Allah Resûlü’nün ahval ve evsafının anlatıldığı eserleri okurken yer yer o Kâmet-i Bâlâ’nın büyüklüğüne uygun düşmeyecek bir kısım mülâhazalara girilebilir. Bu itibarla Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında söylenilen sözlerin tamamını bir araya getirip bütüncül ve mahrutî bir nazarla O’na bakılmalıdır.

Hiç şüphesiz insanlık âleminde İnsanlığın İftihar Tablosu’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) en yakından tanıyan kimseler sahabe-i kiramdır. Hususiyle de Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali gibi sahabenin önde gelenleridir. Onların her birisi O’nu bizden daha doğru okumuş ve o Menhelü’l-azbi’l-mevrud’dan (tatlı su kaynağı) doya doya içmişlerdir. Kendileri istifade etmekle kalmamış, daha sonraki nesillerin de O’nu tanıyabilmesi adına duydukları, gördükleri her şeyi nakletmişlerdir. Bize düşen, onlardan nakille gelen bu bilgileri saygıyla karşılama ve onlardan istifade etmektir. Sahabe-i kiramın da her birisi Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayrı bir derinliğiyle duymuştur. Eğer biz, onların sözlerini bir araya getirip şahsiyet-i Ahmediye’ye öyle bakabilirsek işte o zaman O’nu kendi kamet-i kıymetine uygun görebilir ve tanıyabiliriz.

179