İçeriğe geç

Burada Üstad Bediüzzaman’ın mevzu ile alâkalı mülâhazalarını9 arz etmeden geçemeyeceğim. Üstad’ın aykırı değil farklı şöyle bir mütalâası var. Özetleyecek olursak o: Kur’ân-ı Kerim’de tekerrür eden “İmam-ı Mübîn” ve “Kitab-ı Mübîn” hakkında önceki tefsircilerin “İkisi de aynı şeydir.” veya “Birbirinden farklıdır.” şeklindeki yorumlarına ve bir mânâda her ikisinin de ilm-i ilâhînin ayrı bir unvanı olduğu ifadelerine yer verdikten sonra, mealen şu mütalâaları serdeder:

“İmam-ı Mübîn” ilim ve emr-i ilâhînin farklı bir unvanıdır ve âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakar. Yani, şimdiki zamandan daha çok geçmişe ve geleceğe nazar eder. Farklı bir ifadeyle, her nesne ve her hâdisenin haricî vücudundan daha fazla, onun aslına, nesline, köküne ve tohumuna bakan ilâhî takdirin ilk ve en muhtevalı defteridir. O, ilim ve emr-i ilâhînin, varlık ve hâdiselere bakan ayrı bir unvanı olması açısından, topyekün eşyanın mebde’leri (mebâdî), kökleri, asılları ve bütün bunlardaki plan ve programlar, onda fevkalâde bir intizam, bir âhenk ve sanatkârane bir mükemmeliyetle ortaya konduğundan ona, insan, kâinat ve bunlara ait şuunâtın var olma öncesi kütüğü nazarıyla da bakabiliriz. Bu muhtevalı kütük ve bu câmi defter bütün eşya ve hâdiseleri, onların neticelerini, onlardan meydana gelecek tohumları, yeni nesilleri, ileride bunlara bağlı oluşacak daha başka mevcutların programlarını ve fihristlerini de tazammun ettiğinden ona en uygun isim, “ilim ve emr-i ilâhînin mânevî mecmuası” olsa gerek…

87