İçeriğe geç

Evet, Allah, gerek tekvînî emirlerde, gerek teşriî disiplinlerde, “hikmet-i bâliğa”sı7 gereğince dilediği şeyleri siler, değiştirir, farklı kalıplara ifrağ eder; hem sistemler arasında hem de arz üzerinde bir kısım tebdil ve tağyirlerde bulunur; içtimaî coğrafyada değişiklikler yapar; bazı milletleri yerle bir eder, onların yerlerine başkalarını getirir; istediğini aziz, istediğini zelil kılar; istediğini güldürür, istediğini ağlatır ve o kuvvet-i kâhiresiyle bütün kâinatları, umum yeryüzünü cemalî ve celâlî tecellîleriyle Levh-i Mahv u İsbat’ın mecâlîsi olarak müşahitlerin müşâhedesine arz eder. O, tekvînî emirlerdeki bu tür tasarrufu gibi, teşriî ahkâm-ı sübhaniyesinde de, dünkü bazı hükümleri kaldırır (nesh), onların yerine yenilerini ikame buyurur; suhuf-u Âdem’in yerine Hz. Nuh’a inen sayfalarla mesajlarını âleme duyurur. Gün gelir murad-ı sübhanîsini Hz. İbrahim’e gönderdiği vahiyle dillendirir. Eski sayfalardan aldığını alır, onu yeni ilavelerle değiştirir, bir kitap hâline getirir ve Hz. Musa’ya sunar. Daha sonra onda da Zebur’la ayrı bir derinlik ortaya koyar ve Hz. Davud’un sesiyle makasıdını bir kere daha cihana ilan eder. İncil’le, büyük ölçüde Tevrat’ta bulunmayan, tamamen ledünnî bir farklılığı seslendirir ve Hz. Mesih’in lisanıyla o büyük değişikliğin mümessili Hz. Ahmed’i müjdeler; müjdeler ve O’nunla o güne kadar cereyan eden tebeddülleri, tagayyürleri sona erdireceği işaretini verir; mevsimi gelince de: “Ben bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Size olan nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak da İslâm’dan hoşnut oldum.”8 beyan-ı sübhanisiyle o güzeller güzeli Zât’ı muştuların en anlamlısıyla sevindirir.

84