İçeriğe geç

Bir kısım mutasavvıfînce Levh-i Mahfuz’a yüklenen bu mânâların, Kur’ân ve Sünnet-i Sahiha kaynaklı olduğu söylenemez. Ancak, melekât-ı akliye ve vüs’at-i kalbiyeleriyle O’na tam teveccüh etmiş vicdanların özel bir kısım iltifatlarla serfiraz kılındıklarına da kimse bir şey diyemez. Şimdiye kadar binlerce insan, O’na teveccüh-ü tâmm ve hasr-ı nazarda bulunmaları sayesinde O’nun elinden ne lütuflar görmüş ve ne semavî mâidelerle şereflendirilmişlerdir! Dinin ruhuna aykırı olmama kaydıyla bu kabîl yorum ve mülâhazaların da onlara armağan edilmiş özel hedâyâ ve behâyâdan olduğunu kabul etmekte bir mahzur olmasa gerek…

Bazıları Levh-i Mahfuz hakikatinin bir inkişafı gibi görülen bu levhaları “Elvâh-ı Museviye” veya “On Emir” şeklinde de yorumlamışlardır ki, böyle bir yaklaşım “İmam-ı Mübîn” hakikat-i külliyesinin cüz’iyâtından biri olması itibarıyla bir mânâda mâkuldür ve kabul edilebilir; aksine, geniş bir hakikati tek bir kavme inhisar ettirmekle konu daraltılmış olur. Zira Levh-i Mahfuz gerçeği ezelden ebede bütün zamanları, mekânları kuşatan ve her şeye kendi rengini, desenini aksettiren bir hakikat-i nefsü’l-emriyenin unvan-ı mübeccelidir. Ve bu itibarla da her türlü kayıt onun ıtlakına zıttır.

﴿رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَۤا إِنْ نَسِينَۤا أَوْ أَخْطَأْنَا﴾ وَلَا تُخْزِنَا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاٰتِنَا نِعْمَةً ظَاهِرَةً وَنِعْمَةً بَاطِنَةً
وَاجْعَلْ أَنْفُسَنَا مُطْمَئِنَّةً بِكَ وَبِلِقَائِكَ رَاضِيَةً بِقَضَائِكَ قَانِعَةً بِعَطَائِكَ.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى أَشْرَفِ خَلْقِكَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
وَعَلَى اٰلِهِ الْأَطْهَارِ وَأَصْحَابِهِ الْأَخْيَارِ.
91