Evet, O, zâhirde şiddet-i zuhurundan gizli, bâtında ise لَيْسَ دُونَهُ شَيْءٌ hakikatinin1 sahibi Alîm-i Mutlak, Kadîr-i Mutlak, Mürîd-i Mutlak ve her şey, her nesne için olmazsa olmaz biricik merci ve illet-i ûlâdır.. içleneceği içleyen ve dışlanacakları da dışlayan her huzur eri, ihsas ve ihtisaslarını değişik şekilde ifade etse de, besteler ve nağmeler aynıdır. Zira onların mir’ât-ı ruhlarına akseden, tecelli-i Zât envârı ve sübühât-ı vech şuâlarıdır. Vâkıa, aynaların ve kabiliyetlerin istidat ve istiâblarına göre bazen duyuş, seziş ve seslendirişler farklı farklı olabilir; hatta bazı fıtratlar bu durumda iltibaslara da düşebilir; burada esas olan temkin, teyakkuz ve “usûlüddîn” prensiplerine bağlılıktır. Bize düşen ise, onlara ait bir kısım farklı iltibaslara mâkul bir mahmil bularak, böyleleri hakkında suizan kapılarını kapalı tutmak olmalıdır.
Bazı mutasavvıfîn, huzur mertebelerini; iman, islâm, ihsan ve mârifet esasları üzerine bina ederek konuya “ilme’l-yakîn”, “ayne’l-yakîn” ve “hakka’l-yakîn” esasları zâviyesinden bakmış; üç kademeli bir huzur yorumuyla mevzuu “tecelli-i esmâ” itibarıyla mârifet-i Zât, “tecelli-i sıfât” açısından mârifet-i Zât ve “tecelli-i Zât” ile mârifet-i Zât mülahazasına bağlayıp sonuçta zevkî ve hâlî olarak min vechin esmâ ve sıfâtla ittisaf şeklinde ele almış ve huzur mertebelerini de bu güzergâh çerçevesinde yorumlamışlardır.
Dipnotlar
- 1“‘Mâsivâ’ ölçüsünde kavranamaz bir ‘Bâtın’dır.” (Bkz.: Müslim, zikir 61; Tirmizî, daavât 19, 67; Ebû Dâvûd, edeb 97)